ATABEY'DE KÜLTÜREL YAPI

GERİ

ATABEY'DE KÜLTÜREL YAPI

ATABEY'DE KÜLTÜREL YAPI

Atabey'in kültürel ve folklorik yapısı, mutlaka detaylı araştırma yapılması gereken zengin bir birikime sahiptir.. Eski özüne gelenekler dokunulmadan halen yer yer yaşatılmakta fakat bir çoğu da yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.. Bu bölümde eski geleneklerimizi okurken derin bir iç geçirip eski bayramlardaki gezekleri, yine eski bayramlardaki Hıdırlık günlerini aşık oyunlarını, köşe başında tengerekte yün eğiren yaşlıları ve onların sohbetlerini veya Zarto'nun kahvesindeki sohbetleri hatırlayarak bir tebessümle arkasına yaslanabilirse sanırız amacımıza ulaşmış olacağız.. Yeni nesil kuşağın tanımadığı fakat yaşatıldığı dönemlerde uygulanışlarıyla çok büyük hazların yaşandığı gelenek ve folklorumuzdan birkaç örnekle kısaca bahsedeceğiz..

 

GEZEK


Ramazan ve Kurban bayramlarında bayram geceleri gençlerin kura neticesi tespit ettikleri bir evde yenilen yemek ve takiben yapılan eğlenti, yemek ya ev sahibi tarafından ya da gezeğe katılanlar tarafından getirildi.. Gezek de esas olan yenilen yemekten sonra yapılan eğlentidir.. Televizyon gibi görsel iletişim araçlarının olmadığı bir dönemde yoktur.. böyle bir birlikteliğin kalitesini ve bireyler arası diyalogdaki katkısını sanırız izaha gerek yoktur..

 

CAMİ ÖNÜ


Ramazan ayı içerisinde her Perşembe ve Pazar günleri genellikle çocuklar arasında ikindi namazından sonra gerçekleştirilen bir gelenektir.. İkindi namazından önce çocuklar evlerinden bir tabağa aldıkları çerez, mevsim meyvesi gibi yiyecekleri namazdan önce caminin önüne getirirler ve imamın camiden çıkmasını beklerlerdi.. Camiden çıkan imam veya müezzin tabaklar içinde duvara dizilmiş olan yiyecekleri önce karıştırır daha sonra da orada bulunan çocuklara eşit olarak dağıtırdı.. Ancak maddi durumu iyi olmayan yoksul aile çocuklarından yiyecek getirmemiş olanlarda diğerleri gibi aynı haktan faydalanırdı.. Böylelikle hem yoksul
çocuklar sevindirilmiş hem de paylaşma duygusu çocuk yaşta aşılanmış olmakta idi.

 

BAYRAM AŞI


Bugün dahi yer yer devam eden güzel geleneklerimizden biridir.. Ekonomik durumu iyi olanlar Ramazan bayramının birinci günü bayram namazından sonra kendi mahalle sakinlerine ve ilçe içinden davet ettiği diğer kişilere yemek verir.. Yemek, pirinç çorbası, nohut üzeri kapama et, bulgur pilavı ve helvadan oluşur.. Bir gün önceden bayram aşına davet için okuyucu çıkar (yemek veren kişi adına misafirleri davet eden görevli) bayram sabahı namaz ve mezarlık ziyaretinden sonra davetliler gelmeye başlar.. Ev sahibi ve okuyucu kapıda durarak gelenlere hoş geldiniz der, yemeğe sadece ilçe halkı değil ilçede o anda misafir bulunanlar, özellikle yoksullar, hatta kapının önünden geçmekte olan herkes davet edilir.. Yemekten sonra kahveler içilir, bayramlaşılır ve sohbetler yapılır..

 

HIDIRLIK


Ağaçlarla kaplı küçük bir tepe.. Hâlâ yerli yerinde duruyor fakat maalesef onu da eski geleneklerimiz içinde incelemek durumundayız.. Çünkü aşağıda anlatacağımız işlevini çoktan kaybetti.. Eskiden dini bayramlarda Hıdırellez günlerinde Atabeylinin çocuğuyla, genciyle yaşlısıyla, birleşme yeri "Hıdırlık"tı.. Salıncaklar kurulur, hazırlanan yiyecekler götürülürdü.. 1970-80'li yıllardaki evliliklerin ilk tanışma yeride "Hıdırlık" olmuştur..

 


YAĞMURCUĞA ÇIKMAK


Yıllar evvel yağmur yağmadığı zamanlar çocuklar uzunca bir sopanın ucuna bez parçası bağlar ve bu sopayı taşıyan çocuk önde olmak kaydı ile arkasında diğer çocuklar yüksek sesle maniler söyleyerek kapı kapı dolaşır.. Bulgur, kıyma, yağ, meyve gibi yiyecekler toplarlardı.. Kapısına gelinen evin sahibi mutlaka bir hediye verir çocuklar boş çevrilmezdi.. Çocukların bu mani türü dualarının kabul olacağına ve yağmur yağacağına inanılırdı.. Toplanan yiyeceklerden gönüllü birinin evinde pilav pişirilir ve çocuklara yedirildi..

 


DÜĞÜNLER


Beğenilen kızın evine o mahallenin ileri gelenlerden biri ile ziyarete gelineceği haber verilir.. Oğlanın annesi, babası, ailenin büyükleri ve ağzı iyi laf yapan bir kaç eşraftan kişilerde alınarak kız evine gidilir; Allah'ın emri ve peygamberin kavli ile kız istenir, kız tarafı uygun bulursa "nasipse olur der", fakat kızı vermek istemezlerse mazeret uydurulup uygun bir dille talep reddedilir.. Olumlu cevaptan sonra bir kaç gün beklenir tekrar kız evine gidilip "Yağlık" ya da mendil tabir edilen temsili nişaneler alınır.. Bunu kız ve oğlan evinin karşılıklı ziyaretler ve jestler izler nişanı takiben,düğün gününe karar verilir.. Düğün genellikle cuma akşamı kız evinde yapılan ahenk adı verilen çalgılı ve oyunlu eğlenti başlar.. Cumartesi günü kız evinde davetlilere, yemek verilir.. Akşamda tekrar edilen ahengi takiben kına gecesi yapılır.Pazar Günü oğlan evinde verilen yemekten sonra (yemek olarak, pirinç çorbası, bulgur pilavi, kapama et-nohut ve irmik helvası verilir) büyük araç konvoylarıyla gelin almaya gidilir.. Gelin eve geldikten sonra mahallenin kadınları gelin görmeye gelir gelinin başında ekmek bölünür.. Damadın geline yüz görümlüğü olarak para ya da hediye vermesinden sonra damat sağdıcı ve arkadaşları ile dışarıya çıkartılır.. Yatsı namazından hemen sonra dualarla damat eve getirilir ve gerdeğe girer..

 

GELİNCİK ANA EFSANESİ


Atabey'in kuzeydoğusunda, Toklutepe, Demirtepe ve diğer birçok tepeleri bir yavru gibi kucağına almış, bölgenin en yüksek dağı (2734 m.) bulunur.. Nedense coğrafya atlaslarında ve kitaplarında adı hep Barla Dağı diye geçer.. Doğrusu bu büyük bir haksızlıktır.. Çünkü, onun adı Gelincik Dağı veya Gelincik Ana'dır.. Şimdi dağa adını veren bir efsaneden söz edeceğiz.. Her milletin tarihinde eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları veya olayları konu eden, canlı anlatımlı, halk hikayeleri vardır.. Efsaneler.. İşte Gelincik Ana Efsanesi de onlardan biri.. Bilindiği üzere çobanlıkla geçinen aşiretler, eskiden beri, yazın sıcak aylarında yaylalara çıkarlar, sonbaharda havalar soğumaya başlayınca daha sıcak olan ovalara inerler.. Antalya (Teke) civarında yaşayan Sarıkeçili Aşireti de bunlardandır.. Adı geçen aşiret bir ilkyazda sürüleri, çadırları, ihtiyarları, gençleri ve çocuklarıyla Barla Dağı üzerindeki yaylaya göç eder. Geçen yıl, ovaya inmeden önce, aşiret reisinin oğlu aynı yaylada evlenmişti.. Yaylaya ulaşıldığı gün, çadırlar kurulup döşendi; herkesin yeri belirlendi, artık akşam olmuştu.Herkes çok yorgun olduğundan bir şeyler atıştırılıp yatıldı. Ertesi sabahtan erkeenden kalkıldı... Sürüler otlağa çıkarıldı.. Kaynananın sert emirleri her tarafta duyuluyordu.. Allah şerrinden saklasın, nemrut gibi, zalim ve hırçındı..Bir ara henüz 6 - 7 aylık taze geline haykırıyordu:. "Haydi durma, bir yandan hemen hamur yoğur, yufka aç, öbür yandan sağdan soldan çalı çırpı toplayıp ocağı hazırla, yufkayı pişirip uşakların karınlarını doyur..!" Gelincik, hamuru yoğurdu, topladığı çalı çırpı ile ocağı hazırladı.. Malum, o zaman kibrit olmadığından çakmaktaşına bir çeliğin hızlı vurulmasından çıkan kıvılcımdan tutuşan kav ile ocak yakılırdı.. Gelincik ocağın başına geldi, çakmağı narin ellerinin bütün gücü ile çakıyor fakat kav bir türlü ateş almıyordu.. Elinde oklava ile başucunda bekleyen kaynana ona hücum ederek haykırıyordu: "Haydi çabuk ol, ocağı yaksana..!"
Zavallı gelincik iyice şaşırmış ne yapacağını bilmiyordu.. Şaşkınlıkla avucunun içine aldığı uzun saçlarıyla geçen yıldan kalmış ocağın küllerini karıştırıyordu.. İşte ne olduysa bu sırada oldu.. Küller arasında kalan bir kor parçasından bütün çalı çırpı ve gelinin saçları tutuştu.. Alevler gelinin vücudunu sardı... Durumu gören oba halkı koşarak geldilerse de ne yazık ki gelin çoktan yanarak ölmüştü.. Kaynana yaptığından pişmandı, ama iş işten geçmişti.. Ocağın olduğu yere bir mezar kazıldı, küllerle beraber gelin gözyaşları içinde buraya gömüldü.. Onun ruhunun erenlere, evliyalara karıştığı kabul edildi.. Onun için her göç başlangıcında, onun kabri başında, kurbanlar kesilir ve dualar edilir.. İşte, bu hikayeden dolayı üzerinde yaylalar bulunan dağa "GELİNCİK ANA" denir..

 

Yöreye özgü atasözleri ve deyimler;


Boğazda bostan bitmez...

Ne verdin elime, ne çalayım yüzüne..

Elin attığı taş ırak gider..

Balık gölüne göre büyür..

Ana bahtı kıza miras imiş..

Akıllı hesap edene kadar deli işini görür..

Taşla karşılayanı aşla karşıla..

Eceli gelen köpek cami duvarına siyer.

Saç tava geldi hamur tükendi, akıl başa geldi ömür tükendi..

Zengin buldu Allah verdi, fakir buldu nereden geldi..

Görgüsüzden hamur alacağına, hamuruna çamur çal..

Değirmen iki taştan, sevda iki baştan olur..

Bilmediğin aş ya karın ağrıtır, ya baş..

Katır muslukta ama, var timarhaneciye söz anlat..

At sahibine göre kişner..

Girdim yarin hamamına, kurnasında tası yok, yıkıldı gönlümün sarayı, yapacak ustası yok..

Kokmuşa tuz kâr etmez..